Günün Sözü

Aşk, büyüktür ama sonsuz değildir.

Honore de Balzac

Cuma, Şubat 05, 2010

HAYAT VE ZORLUKLAR


Hayat çok çabuk geçiyor.Daha yaşadıklarımızı anlamlandırmaya çalışırken bir bakıyoruz yıllar geçmiş.Hiç ayrılmayacak gibi günümüzü gün ettiğimiz,yeri geldiğinde cebimizdeki beş lirayı paylaştığımız,kimi zaman okey masasında orti olduğumuz en yakın dostumuzla bile ayrı düşebiliyor, hatta birbirimizin izini dahi kaybedebiliyoruz.Hayat yaşama azmimizi,mücadelemizi sağlayacak birçok nedene sahip olduğu kadar; bazen ölümü düşünderecek kadar da itici olabiliyor.
Önce bir bebek sesi duyuluyor.Kimi zaman bir köy evinin küçük odasında, kimi zaman devlet hastanesinin doğum hanesinde ya da özel bir hastanede...Mekan neresi olursa olsun,hepsinin ortak bir yanı var.Oda yeni bir ruhun küçük bir bedende yaşam bulması.Başta her şey güzel.Her ağladığında başında ya annen ya baban.Senin karnının aç olduğunu söylemene gerek kalmadan seni doyuran birilerinin olması.Giyecek bir şey istemeden seni giydiren birilerinin olması; ve daha sayabileceğim birçok şey...
Başta yerinde bir tabirle -Ekmek elden su gölden- tüm ihtiyaçların karşılanırken,henüz omuzlarında ağırlıkları hissetmeye başlamamışken,sabah erkenden uyanıp okula gitme zorunluluğun bulunmazken tabi her şey çok güzel.Ama her şey sadece bebekken güzel.Bebekken diyorum,çünkü artık çocuk olmanında yetişkin biri olmaktan avantajlı olduğunu artık söylemem mümkün değil.Artık beş yaşından itibaren kreş,anaokulu,ilkokul derken çocuklar yorucu,aynı zamanda rekabetçi bir hayatın içerisinde buluyor kendilerini.Ama bütün bunlara rağmen çocuk olmak güzel; bebek olmak daha da güzel.
Hele lise bittiği zaman.Bir de düz liseden mezun olduysan eyvahlar olsun.Üniversiteyi kazandın kazandın; kazanamadığın anda garsonluğun dışında yapabileceğin pek bir iş olduğunu söylemek mümkün değil.Üniversiteyi kazandın yine yetmez.Yine bir işe girmen için elinde hiç bir garanti yok.Ya aylarca çalışıp KPSS den iyi bir puan çıkaracaksın, ya da babanın, hatırı sayılır bir iş adamı arkadaşına ricada bulunmasıyla orada hayatını kazanmaya çalışacaksın.
Bütün bu söylediklerim hayatın gerçekleri olmakla birlikte;maalesef ülkemizinde sorunları.Bugün Türkiye'de on beş milyonun üzerinde öğrenci var.Yirmi beş yaş altı nüfusumuz, otuz milyonun üstünde.Kısacası bugün maalesef üreten bir toplumdan ziyade tüketen bir toplum olmuşuz.Bu büyük genç nüfüsun gelecekte üretime geçebileceğini düşündüğümde bir an heyecanlanır gibi oluyorum ancak tamamiyle masabaşı adamı yetiştirmeye programlanmış bir eğitim sistemini düşündüğüm zaman içimi karanlık bir bulut sarıyor.Tüm dileğim en kısa sürede ana elemandan ziyade; gençlerimizin ara eleman yetiştiren meslek liselerine yönlendirilmesi ve bu eğitim kurumlarımızda standartların yüseltilmesi...
Yaşı kemale ermiş insanların geriye kalan hayatını rahat sürebilmesi için,genç nüfusunda iyi bir hayata sahip olması gerekir.Türkiye inşallah elinde bulundurduğu genç nüfusu,hala yanlış gitmekte ola eğitim sistemini değiştirerek kalifiye bireyler kafilesine katar.Çünkü bizi ileriye götürecek olan,insanımızın eğitimli, haklarını bilen, çağın teknolajisinden haberdar,aynı zamanda bu teknolojiyi geliştirme kabiliyetine sahip,geçmişini unutmayan ve zamanın şartlarına uyum sağlayıp geleceğe taşıyabilen bireyler topluluğudur.Şüphesiz ki geleceği Türkiye'sini inşaa edecek olan bahsetmiş olduğum bu otuz milyonluk genç kitledir.Üzülerek söylemem gerekir ki,kendiminde içinde bulunduğu bu kitleden çok da umutlu olduğumuz söyleemem.Saygılar...

Hiç yorum yok: