Günün Sözü

Aşk, büyüktür ama sonsuz değildir.

Honore de Balzac

Cumartesi, Ağustos 30, 2008

Bazı Filmleri Türkler Çekseydi...





Eski Bir Çin Hikayesi!

Köyün birinde yaşlı bir adam yaşarmış. Çok fakirmiş ama Kralın bile kıskandığı bir ata sahipmiş. Kral bu at için ihtiyara neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı?” dermiş.

Bir sabah kalkmışlar ki at yok! Köylü ihtiyarın başına toplanmış. “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın,” demişler.

İhtiyar, “Karar vermek için acele etmeyin,” demiş. “Sadece ‘at kayıp’ deyin, çünkü gerçek sadece bu. Ötesi sizin yorumunuz. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa şans mı bunu henüz bilemiyoruz.”

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden, bir gece ansızın at dönmüş. Meğerse çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyardan özür dilemişler.

“Tamam,” demişler, “sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var. ”

“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz,’’ demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.’’

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmişler ama içlerinden, “Bu adam sahiden budala,’’ diye geçirmişler.

Bir hafta geçmeden, ihtiyarın tek oğlu vahşi atları terbiye etmeye çalışırken attan düşmüş ve bacağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun bir süre yatakta kalacakmış.

Köylüler gene gelmiş ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın,’’ demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun uzun süre bacağını kullanamayacak. Sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın.’’

İhtiyar, “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz,’’ diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin yorumunuz, sizin verdiğiniz karar. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.’’

Birkaç hafta sonra düşmanlar kat kat büyük bir orduyla saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan herkesi askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu hariç bütün gençleri askere almışlar! Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkan yokmuş. Giden gençlerin öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler gene ihtiyara gelmişler. “Gene haklı olduğun kanıtlandı,’’ demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki hiç dönmeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması talihsizlik değil, şansmış meğer.’’

“Siz erken karar vermeye devam edin,’’ demiş ihtiyar. “Oysa gelecekte ne olacağını kimse bilemez. Bilinen tek gerçek var, benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde… bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu kim bilebilir ki?’’

Pazartesi, Ağustos 25, 2008

Seni Unutmama İzin Verme!


Seni unutmama izin verme!
Aniden çekip gitmeye karar vermiş olsan bile sevgili,
Kokunu emanet bırak yastığıma,
Ve izin verme seni unutmama asla!
Hadi bakışlarını bırak bana;
Hani o içimi eriten, hani sıcacık eden yüreğimi…
O bakışların…
O bakışların var ya hani!
Bırak onları bana,
Ve ben saklayayım onları, usanmadan yüreğimin saklı kalmış yamaçlarında.
Aniden çekip gitmeye karar vermiş olsan bile sevgili,
İzin verme asla unutmama seni!
Kokunu,
Evet,evet…
Kokunu emanet bırak yastığıma mesela..
Dokunuşunu hatırlaması için son kez dokun yanağıma yada…
Ama, ne olursa olsun,
Seni unutmama izin verme asla!

Ayaküstü , alelacele bir öpücük kondur n’olur..
N’olur, gidişindeki sebepsizlik gibi,
Sebepsiz hatıralar bırak bana.

Gitme diyemeyen yüreğime emanet et gülümsemeni mesela,
Yada…
Yada, son kez sarıl,
Sımsıkı sarıl boynuma..
Ve ben hep hatırlayayım sıcaklığını yastığımda.

Gitmenle birlikte şarkıları ezberler oldu dilim bilir misin sevgili?
Her şarkıda tutulan dileklerin verdiği umutları öğrendi gidişinin ardından yüreğim..
Sen sevgili,
Hiç çakıl taşlarını saydın mı öyle bakarken toprağa?
Ben,çakıl taşlarını pek bir sever oldum gidişinle mesela..
Sen unutulmak için , sebepsiz ve aniden giderken yanımdan usulca..
Ben, bir avuç çakıl taşından beklediğim umutla;
İzin vermiyorum unutmasına seni yüreğimin oysa…
Oysa saçma bahanelerin ardına sakladığın gidişinle,
unutulmak isteyen olsan bile sevgili..
Ben, tüm bahaneleri unutup,
Şarkılardan seni diliyorum otobüs yolculuklarımda…

Unutulmayı göze alıp, aniden çekip gitmeye karar vermiş olsan bile sevgili,
Kokunu emanet bırak yastığıma,
Ve izin verme seni unutmama asla!
Nolur,
N’olur gitme diyemeyen yüreğime son kez dokun ellerinle…
Gülüşünü emanet et mesela,
Ya da bakışlarını bırak…
Kokunu....
Gözlerini…
En azından,
Sabahları bakarak bana,söylediğin günaydınları toplasın yüreğim geçmişin sayfalarından…
İzin ver onlar sıyrılıp girsin geceleri koynuma.
Yada…
Yada, son kez sarıl,
Sımsıkı sarıl boynuma..
Ve ben hep hatırlayayım sıcaklığını yastığımda.

YORUMSUZ....

Dur Deme Vakti Geldi!


Hacı, hoca,evlat, adamım, eleman,bacım,kanky vs vs.. Evet,uzun zaman bende kullandım bu kelimeleri ama yetti gari.Adam akıllı düşünüldüğünde gereksiz olduklarını düşünüyorum.Hepsinin mi?-Hayır.Ama büyük bir kısmının EVET.
Şu soruları sordum kendime:Neden bu sıfatlarla sesleniyorum arkadaşlarıma,Neden bu sıfatları kullananların büyük çoğunluğu bilgisayar ve internet kullanıcısı,bizler bu sıfatları neye göre takıyoruz?Takılan bu sıfatlar gerçeği yansıtmıyor, yalan mı söylemiş oluyoruz?Bunların hepsine mantıklı bi cevabı olan varsa kullanmaya devam etsin,ben yokum artık arkadaşÇünkü sorduğum soruların yalnızca ikisine cevap verebildim...Diğerleri Fail-i Mechul.
Şimdi neden Sawyer(Josh Holloway) fotoğrafı koyduğumu soracaksınız.Siz siz olun Lost'un dizi olduğunu unutmayın diye koydum.(LOST izlemeyenler kaale almasın!)

Türkçemize En Saçma Çevirilen Film İsimleri...

- There's Something About Mary - Ah Mary Vah Mary (kesinlikle liste başı)
- Cruel Intentions - Seks Oyunları
- Life - Müebbet Kuşları
- Lock, Stock Two Smokiing Barrels - Ateşten Kalbe, Akıldan Dumana
- Erin Brockovich - Tatlı Bela
- The Wedding Planner-Darısı Başıma
- Meet The Parents-Zor Baba
- Leon -Sevginin Gücü
- A Walk on the Moon- İç Çamaşırı
- Notting Hill - Aşk Engel Tanımaz
- Any Given Sunday-Kazanma Hırsı
- The Mothman Prophecies - Gecenin Nefesi
- Big Momma's House - Vay Anam Vay
- 40 Days and 40 Nights-Elim Belim Bağlı
- Sweetest Thing-Ateşli ve Tatlı
- Joy Ride-Asla Yabancılarla Oynama
- Ladykiller-Bayan Katili (deyimden bihaber olmak buna denir)
- Indiana Jones And The Temple Of Doom- Indiana Jones:Kamçılı Adam
- Analyze This-Anlat Bakalım
- Legally Blonde - Bu Nasıl Sarışın

Orjinaline sadık kalarak çeviri yapmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum ama şu yukarıda saydığım çevirilere de gülmeden edemiyorum. Misal birebir aynı çeviriyi yapmak afişte beklenen etkiyi yapmayı engelliyor olabilir, örneğin "I Know What You Did Last Summer-Geçen Yaz Ne Yaptığını Biliyorum" filimde olduğu gibi. Bu dilimizin yapısıyla alakalı bir durum ayrıca..Lakin bu çeviriler her şeye rağmen çok komik di mi?

Listeye aklıma geldikçe eklemeler yapacağım.
Şimdilik bu kadarı kâfi..

Emo(lar)!...


Son günlerde gündeme sık sık gelen,ben ve arkadaşlarım arasında konuşmalarımızda geçen bir kelime bu EMO kelimesi.Elektrik Mühendisleri Odası'ndan bahsetmiyorum:)Şu etrafımızda doluşan EMOcuklardan bahsediyorum.Bana göre oldukça zevksiz bir akım..Neymiş efendim:et yemezlermiş,göbekleri olmazmış...Hahaha diye kahkahalar atasım,insan mısınız diye haykırmak geliyor içimin derinliklerinden...Açıkcası nefret ediyorum bu emolardan.Kişilik yok,insanlık yok...Bir de kendilerine göre dilleri var.Bakın size bir örnek:
Normal Cümle: "Çok tatlı çıkmışsın çok hoşsun"
Emoca Cümle :"Chookk dattluu chıssmıshhhınnn choookk hoshssunn"

Bu karşılaştırmadan sonra yorum yapmak bile anlamsız.Herşey ortada zaten.

Öğrenci Evi demek...

Öğrenci evi.....ogrenci evi demek, bir eve ait tüm tabuların yıkılabilirliği demektir.posterler ve duvar saati tavanda durur,portakal kasasında kasetler, CD ler,en metalcilerin evinde bile dallı güllü koltuk örtüleri,balkonda depozito tutarı, bir kirayı karşılayacak kadar çok, boş efesşişeleri, üst daireden kaçak çekilmiş kablolu tv,mutfakta biri diğerine hiç benzemeyen bir yıgın tabak ve promosyon,harry potterli ya da bira markası amblemli bardaklar,yerdeki siyah minderlerle tezat evin demirbaşı koca kollu avizeler,her odada en az 25 yaşında olan farklı farklı perdeler,dikey ve yatay tıkıştırılmış kitaplarla ve onlardan kalan yere konulmuşyarısı yakılmış mumlar,bir iki kızılderili kartpostalı,kinder ya da toto oyuncağı,"ne alırsan bir milyon"cudan dayanamayıp alınmış tornavida seti ya dakerpeten,tuvalette muhakkak bir iki dergi,tuvalet kapısında yaratıcılığa bağlı bir iki uyarı ya da bilgilendirme notu.ögrenci evi zil sesinin gunun her saati duyulabileceği,istiab haddinin tahmin edilemediği...ve bir gece uyumak için kalan insan sayısı rekorunun sürekli yenidenkırıldığı neşeli ve samimi bir ortamdır.öğrenci evinde kimse kül döktü diye utanmaz.öğrenci evinin her köşesinde yatılabilir. her saat kalkılabilir.kahvaltı 16.00' daöğlen yemeği 22,00 deakşam yemeği de 03,45 de yenebilir.normal evlerin tersine, faturalar senede 4 ya da 6 kez ödenir.bu ödemeler arası bazı günler, mum ışığında muhabbetle ve camiden sutaşırken hem eğlenmek hem küfretmekle geçer.öğrenci evinde hep fazladan giysi olur. Gelen unutur giden unutur,Misafirlerden kalan, kocaman eşyalar listesi olur.öğrenci evinde 24 saat kesintisiz muhabbet olur.vardiyalıdır, yorulan gider yatar yerini uyanan alır.öğrenci evi, king demektir, tabu demektir, risk demektir, efes fıçı demektir,kirli çarşaflarda huzurlu uyku demektir.sen bacısın, ben kardeş.. yirmi kişi aynı odada uyuyabilmek demektir.perdelerdeki sarı sigara dumanı lekelerine bakıp görmemektir.öğrenci evi, 5 sene elektrik süpürgesi ile tanışmasa dahi,asla tozlanacak kadar yalnız kalmayan evdir.öğrenci evi, öğrencilikten çıktıktan sonra, kıymeti onbine katlanan birgençlik ateşi şöminesidir.artık bir okulda kaydın yoksa, ama ssk' da sicil numaran varsa,ne kadar kasarsan kas; ne o gümüşlüğünü tek kolonlu roadstar marka dandikmüzik setiyle değiştirebilirsin,ne de o yağlıboya tabloyu indirip, duvarına dünyayı kurtaran adamıbantlayıp yapıştırabilirsin.öğrenci evi 4 ila 10 yıllık bir saltanat sarayıdır.bunu evden mezun olmayan anlamaz!Ögrenci evi, ögrencilikten çıktıktan sonra kıymeti onbine katlanan bir gençlik ateşi şöminesidir.

Cuma, Ağustos 22, 2008

Deniz Seki...Sahici....


Bu albümünü dinleyene kadar o kadar sevmezdim şarkılarını,anlayamazdım belkide içindeki ince mesajları...Ama bu nasıl bir albümdür be Deniz!Kendimi bir anda bilgisayar başında,ipodumda Deniz Seki dinlerken buluyorum...Durduramıyorum kendimi:)Sonum hayrolsun!
Dayanamadım gittim,12.50 lira verdim,aldım albümünü ama takmadım bile cd çalara...Koleksiyon olsun diye...Amaç emeğinin karşılığını vermek.Gereken değeri,gereken albümde hakeden sanatçıya vermenin doğru olduğunu düşünenlerdenim.Çok yazdım herhalde.Sizlerde dinleyin anlayacaksınız beni.Albümün kapağındaki mesajda çok güzel:Bu albüm sadece sahici aşıklara ithaf edilmiştir...

Favori Şarkılarım : Zirve,Kayboldum,İmkansız ve Adaletsiz Seçim...

Bu yoldan dönenin kaşığı kırılsın!




Yaklaşık 1 yıl beni internetten mahrum bırakan,bana koskoca bir öğretim dönemi boyunca ders çalıştıran,özellikle son 1.5 ayda sabahımı akşamıma karıştıran,1 soru nasıl fazla yaparımda binlerce kişinin önüne geçerim diye düşündüren,bu süreçte beni oldukça huysuz yapan,beni hem okul hem dershane hocalarımın peşinden bir nokta fazla bilgi için sürükleyen,anlayamadığım derslerde kalemin ucunu ısırmaktan kendimi alamamamı sağlayan,güzel vatanımın hiçde güzel olmayan eğitim sisteminin bir getirisi olan ÖğrenciSeçmeSınavı'nın sonucunda ANADOLU ÜNİVERSİTESİ İKTİSADİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ İKTİSAT BÖLÜMÜ'ne yerleştim.Sınava giren tanıdığım,kazanan ya da kazanamayan bütün arkadaşlarıma hayatlarında başarılar diliyorum...
4 yıl boyunca birlikte olacağım üniversite arkadaşlarıma şimdiden selamlar gönderiyorum...Beni 4 yıllık lise hayatım boyunca çeken cefakar öğretmenlerime,sıra ve okul arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler ederim.İyi ki vardınız ve iyi ki hep olacaksınız.Bir gün yolunuz Eskişehir'e düşerse beni görmeden geçmeyin...Kalbim hep sizlerle....

Hey Dostum!


Çoğumuz başlıktaki gibi sözleri izlediğimiz amerikan filmlerinin türkçe dublajlarından öğrenmişizdir.Gezinirken Ekşi Sözlükte gözüm kaydı.Sizlerle paylaşayım dedim...

-Hey hey hey sakin ol tamam.Sakinleş adamım anlaşabiliriz.
-Hey adamım sen git kendini becer tamam mı?
-Arama izninizi görebilir miyim?
-Boşuna bağırma,seni kimse duyamaz!
-Lanet olası federaller!
-Neden üstüne rahat birşeyler almıyorsun?
-Hey Ahbap!Burada ayarı ben veririm.
-Dostum sen sen sen sen sen sen aşşağılık,sersem,düzenbaz,lanet olası bir ırkçısın!..
-Hey Dostum!Kaldır o koca kıçını ve buraya gel!

Kız arkadaşınıza ofsaytı anlatmak!


Çoğu zaman bayan arkadaşlarımız anlamaz şu ofsayt işini.Gelin nasıl anlatılacağını öğrenelim hep beraber:)

Ucuzluktaki süper çantayı almak için Mango'ya girdiniz...

Sadece bir tane yanında.kalmış, o da kasanın(kale) hemenyanında..

Ama bu çantanın tek taliplisi siz değilsiniz...

Çantayı gözüne kestiren diğer bir müşteri(rakip oyuncu)de sizin hemen yanınızda bitiveriyor...

İkiniz de durumun farkındasınız ve hızla kasaya (kaleye) yöneliyorsunuz...

Tam o esnada; biraz önce bluz aldığınız reyonda ödemeyi yaptıktan hemen sonra çalan cebinizi cevaplamak için cüzdanınızı çantanıza koymadan arkadaşınıza verdiğinizi ve onda unuttuğunuzu fark ediyorsunuz...

Bir yandan kasaya doğru koşarken diğer yandan da elinizi havaya kaldırarak arkanızda kalan arkadaşınızdan cüzdanı(topu) istiyorsunuz...

Öyle bir durumdasınız ki, rakibinizin gerisinde kalırsanız kasaya daha uzak kalacağınız için avantajınızı kaybedeceksiniz ama eğer arkaya geçmezsiniz arkadaşınızdan uzak kalıyorsunuz ve arkadaşınız da o kalabalıkta size cüzdanınızı fırlatamıyor,herşey bir an meselesi.

Bu durumda yapmanız gereken rakibinizin arkasına geçip cüzdanı (topu) almanız ve cüzdanı ele geçirdikten sonra rakibinizi geçmeye çalışmanız...

İşte ofsayt bu!..

Top sana atıldığı anda kaleye rakibinden daha yakın olamazsın!

Şimdi anladık mı?

Çok Sıcak Hikaye!


Adım tahsin yolbeyli, 23 yaşındayım. bu yaz tatlilinde komşumuz ayfer ablayla yaşadığım macerayı sizinle paylaşmak istiyorum... ayfer abla iki yıl önce kocasıyla birlikte apartmanımıza taşınmıştı... ve ben, o günden beri onun için çıldırıyordum... ayfer abla 32 yaşında 1.65 boylarında beyaz tenli enfes bir kadındı...

kocası ümran abi 39 yaşında 1.85 boyunda atletik yapılı, yanık tenli, nefis bir adamdı... ama konumuz o değil, konumuz ayfer abla...

ayfer abla sürekli giydiği askılı bluz ve mini etekle aklımı başımdan alıyordu. bir gün dayanamayıp kendisine açıldım...
-ayfer abla sürekli niye aynı şeyleri giyiyon?insan kokar yav...
-yıkıyoruz herhalde...

aradan günler geçti... o gün başıma geleceklerden habersiz, semtimizin bakkalı ismet abiyle sohbet ediyordum... ismet abi 43 yaşında 1.50 boylarında buğday tenli, buğday gibi bi adamdı...oldukça atletik bi gülümsemesi vardı... konumuz ayfer abla olduğu için onu da es geçiyoruz...

ben bakkaldayken içeri ayfer abla girdi...üzerinde vücut hatlarını belli eden bir tişört vardı... nereye gittiğini sorunca köpeği muffy'yi gezmeye çıkarttığını söyledi...

muffy 1,5 yaşında, 40-45 santim boylarında enfes bir köpekti... ipek gibi tüyleri... amaan, ayfer ablaya geçiyorum...

ayfer abla beş on dakika muffy'ye göz kulak olabilir miyim diye sordu. hemen kabul ettim tabi... eğilip köpeğinin tasmasını takarken gözlerime inanamadım... sütyen giymemişti!!!

aklımı kaybedecek gibi oldum... elim ayağım birbirine dolanmıştı... sonra ayfer abla muffy'yi bırakıp gitti... o gidince hayvan huysuzlandı... havlamaya başladı... sakinleştireyim diye kucağıma alınca gözlerime inanamadım... sütyen giymemişti!!!

hemen ismet abiyi kontrol ettim. o da sütyen giymemişti!!! peki kimdi bu sütyeni giyen?!... tanrım yoksa...

aman allahım ben giymiştim! hem de annemin sütyenini giymiştim! hatırlıyorum annem bu sütyeni tuhafiyeci erhan'dan almıştı...

tuhafiyeci erhan 1.75 boylarında, kumral... lan ben bu sütyeni nasıl giydim lan?!.

hemen sütyeni çıkarıp muffy'ye taktım. muffy çıkarıp, ismet abiye attı... ismet abi de dolgun kalçalarını sergileyerek sütyeni tezgahın altına sakladı...

o esnada ayfer abla içeri girdi!.. üzerinde vücut hatlarını gösteren bi gömlek vardı... hani tişört vardı, gömleği ne zaman giydin diye sorduk... tuhafiyeci erhan'a uğradım ondan aldım dedi...

tuhafiyeci erhan 1.75 boylarında, kumral. bi dakka noluyo lan orda? vay şerefsizler!!
-git lan! git!..

işte böyle.. artık muffy, ben ve ismet abi her gün buluşup sevişiyoruz...hayat bizim için çok daha renkli oldu. öyle değil mi ismet abi?
-harbiden dolgun mu lan kalçalarım"


Biraz gülelim istedim.
Kaynak:Penguen Dergisi'nden büyük üstat Yiğit Özgür.

Elveda Samiyen!