Günün Sözü

Aşk, büyüktür ama sonsuz değildir.

Honore de Balzac

Perşembe, Mart 11, 2010

Bu Nasıl Bir Blog?

Yorumsuz...


Hoşgeldin bebek!
Başındasın her şeyin.
Bebeksin işte!
Dünyanın bütün bebekleri aynı şekilde doyar,
Tadını çıkar...
Belki Muhammed olur adın,
Belki Musa,
Belki İsa...
Boyun 2 metre olabilir.
Belki de esmer olursun,
Belki kısa...
O zaman bebek demez kimse sana.
Başını aç derler ya da kapa!
Sen çalış!
Sen doğur!
Sen savaş!
Sen sus!
İstedikleri gibi olmazsan öldürebilirler seni!
Töreler daha değerliymiş gibi hayattan...
Herkes eşittir!
Ama göreceksin,
Bazıları daha eşittir hayatta!
Şaşırma!
Burası tuhaf bir dünya...
Gülümse yine de...
Büyüdüğünde eşit yaşaman için çalışan insanlar var burada.
Gülümse bebek!
Gün gelecek, herkes sana sadece
İNSAN
diyecek...

Çarşamba, Mart 10, 2010

Sigaramın Dumanına Sarsam...


Cuma günü 222 Park'ta söyleyeceğiz dostlarla bu ve onlarca güzel Ezgi'nin Günlüğü şarkılarının nakaratlarını...Hangi şarkısını dinlemedik ki defalarca?Hangisi dillerimize düşmedi günlerce?Ağlamadık mı sevgiliden ayrılıklarda şarkılarında?Kaç defa kaldırdık şerefe nidasıyla kadehlerimizi Ezgi'nin Günlüğü şarkılarında...Bekliyorum sabırsızlıkla;Nazım Hikmet'in şiiri eşliğinde Seni Düşünmek Güzel Şey'i,Orhan Veli'nin eşsiz şiiri eşliğinde Ayrılış'ı,Hükümsüzdür'ü,Gemi 'yi,Düşler Sokağı'nı,Aşk Bitti'yi,Leyla'yı,Kanto'yu...Beklentiler karşılanmış ve küçük notlarla bezenmiş Ezginin Günlüğü Konser yazısı düşene kadar bloga'a iyi davranın kendinize...

Merak Edenler İçin Not:Kapı Açılışı : 22.00 Performans:24.00

Can Yücel'den...




Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun..
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin..
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer..
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın..
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer,
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın..
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret..
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın..
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak..
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın..
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak, bunu hatırladığın kadar yaşarsın..
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün..
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun..
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir..
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin..
Bunu da öğren,

Sevdiğin kadar sevilirsin...

Salı, Mart 09, 2010

Ömer Hayyam!


Geçen şarap bakıyordum İki Eylül Tansaş'ta...Söven bir ses hemen yanımda,hayırdır abi dedim şişelere mi bu kinin?Yok be delikanlı dedi,bak tek ısırımlık çikolatada  bile indirim yaparlar,içkiye gelince indirimi geçtim,vergiyi yazarlar anında dedi.Yıllardır kullanıyorum bir kere fiyatının düştüğünü görmedim cümlesi bitmeden,üstüne de ekledi 'Allah Belasını Versin Başımızdakilerin'!Hangi şarapın hangi yemekle iyi gideceğine,marka tercihleri ve tavsiyesine kadar on dakikaya yakın muhabbet etme fırsatı buldum şeker gibi konuşan,hali vakti yerinde,şarabın iyisini bilen o beyefendi ile...Muhabbeti iki tane Ömer Hayyam rubaisi ile süslerken hayranlığım arttı karşımdakine:

Ferman sende ama güzel yaşamak bizde
Senden ayığız bu sarhoş halimizle
Sen insan kanı içersin biz uzum kani
İnsaf be sultanım kötülük hangimizde 

(Yıllardır içiliyor bu meret,niye bu,kötü gözle bakmak içkiye dedi bunun dörtlüğün ardından.)


Şarap içmediğin için, 
Sarhoşlara sövme. 
Eğer Allah tövbe verirse, 
Ben sadece 
Şarap içmemek için tövbe ederim. 
Sen; 
Şarap içmemekle övünüyorsun. 
Ancak; 
Öyle ayıp işler ediyorsun ki, 
Şarap onların yanında 
Yüz kere zemzemle yıkanmıştır.


(Bununda son 6 mısrasını okudu(yani sadece aklımda son 6sı kalmışta olabilir).Dahasına da ekledi:'Konuşmayayım daha fazla.' )

Bir Ömer Hayyam aşığı olarak çok hoşuma gitti benim gibi başkalarının da Ömer Hayyam'ı takip etmesi,ezberlemesi...Sağlıcakla kalın ve Ömer Hayyam okuyun.E'mi?

Son olarak tavsiye etmek gerekirse,Kavaklıdere iyidir:)

Bırak Olsun!

Pek bi mutluyum bu gece...Alperim hazırladı güzel bir akşam yemeği,televizyonum karşımda,bilgisayar klavyesi ellerimde,mutluluk hormonlarım da artarak artıyor bu gece...Beatles'ten gelsin!Bazı şeyler için kendini fazla kasmamak gerek,bırak olsun(Let it be).

Yapma Bunu,Yapma Bunu:)






Yine internette gezerken gördüm onlarcasını bunların,en hoşuma giden 5ini koydum.Buyrun yorumda,gülme hakkı da sizlerin:)

Bir Efsaneydi Senle Beraber Olmak!...



Ne güzel bir atmosferdi,ne ateşli,ne susmaz ne yürekli taraftardı dün gece Eskişehir Atatürk Stadyumu'ndaki Eskişehir taraftarı...Bandoları,espana marşı,kapalı ile beraber söylenen sarhoş edecek güzellikteki tezahüratları...Eskişehir stadında Galatasaraylı olarak Eskişehir-Galatasaray maçını izlemek ne kadar da zor birşeymiş..Küfür ederlerken taraftarlarımızın bulunduğu bölüme ne kadar da acıdım oradakilere..En kötü tarafı bu Eskişehir tribünlerinin:Küfür..Sabri'ye Yetersiz,Arda'ya Koca Kafa,Elano'ya kıvırcık diye bağırmaları da cabası dün gece:)

Sonuç 2-1,evet yenildik.Hiç bir şey oynayamadık dün.Eskişehir'de oynayamadı ama şans onlardan yanaydı.Maçın kaderini hakem ve Riijkard'ın tercihleri etkiledi.Aklımda kaleci Ivesa'nın maç sonrasında takımı toplayıp,üçlü çektirmesi tribünleri coşturmasıydı..Eee lideri yendiler,olsun o kadarcık:)

Kısa ve öz yazıyorum maç yazımı,çünkü spor dersler gezmeler tozmalar derken hal kalmadı,yorgun bitap düştüm...Hele spor çok yaktı bedenimi,üstüne de saunaya girince dayanmıyor vücut:)

İyice hamlamışım bunu anladım.Ama zaman her şeyin çaresi olduğu gibi bunun da çaresidir diyor spor hocam...Ne kadar haklı zamanla göreceğiz haklılık oranını.Yazılarımı takip eden herkes mutlu olsun,sevinsin,sevsin sevilsin.İyi haftalar herkese!

Pazar, Mart 07, 2010

Hayat ne tuhaf vapurlar filan...


Tutmanız zaman alır, kabullenmenizde. en azından benim hikayelerimde öyle. ne hayatın ne vapurların garip hatta hüzünlü gelmedikleri zamanlardı. dünyanın en hüzünlü nesnesinin vapur olduğunu düşünmem belki o zamandan kalan bir sızıdan kaynaklanmıştı. kim bilebilir.
94 yılının herhangi bir sabahı idi. tabi o sabah öyle gelmişti. ne kadar farklı olacağı görülecekti. sevgili ile önceki akşamdan sabah konuşup randevulaşmak üzere ayrılmıştık. cep telefonu yok akşam vakti kızı evden aramak tekin iş değil o zamanlar. mecbur ertesi sabah beklenir. kızın babası işe gider öğlene doğru telefonunuz çalar. merhaba ve akabinde ki hatır faslından sonra
"iskelede buluşalım, ben hazırlanıp çıkıyorum" cümlesi tüm hafta beklediğiniz cümledir. kaç kere duymuşsunuzdur kimbilir ama hala heyecanınız tazedir.
tamam "ben de hazırlanıyorum" şeklinde diyaloglardan sonra telefonlar kapanır. hayır ne bileyim o telefonlarla birlikte bir aşkın hayatında ki kapılarının da kapandığını.
istanbulu bilenler için söylüyorum ben inönü stadının denize bakan kısmında o şükrü saraçoğlunun boğaya bakan kısmında;
ben avrupa o anadolu yakasında;
ben heyecanda , o telaşta ; buluşmak için hazırlıklarımızı sürdürüyoruz.
ve yola çıkılır.
tabi o da. ( ne garip halbuki şu satırları yazarken bile o günleri hatırlayıp garip bir haz duyarken yıllar sonra sana bu satırları yazdırabilen birisine “o” diyebilmek içini acıtıyor insanın)

yalnız sorun burada başlıyor;
daha doğrusu biz bunun sorun olduğunu daha sonra anlıyoruz. randevunun kilit noktasının “seni özledim” “sarılalım kalalım öyle” gibi özlem dağlayan cümlelerde yattığını sanardık. halbuki bazen hangi iskelede buluşacağınızı belirtmek çok daha can alıcı olabilirmiş. en azından canınızı acıtmazmış.
ben beşiktaş taki iskelenin önünde , o ise kadıköy deki iskelenin önünde bekliyor.
ben bekliyorum vapurlar geliyor ,gidiyor , insanlar iniyor, biniyor. çaylar sürekli bitiyor. ancak beklenen bir türlü gelmiyor.
endişeler başlıyor. ya birşey olduysalar. ne yaparımlar . mantıklı çözüm aranıyor sonunda düşünülüp belki evdedir diye ankesörlü telefondan evi aranıyor, tam 3. vapurdan sonra.
"annesi izin vermemiştir" diye dudak titreterek söylenmeler arasında, "yoksa gelirdi" serzenişiyle.
ancak evde de olmadığı öğreniliyor.
sessizce dönülüyor saatler sonra , kızgınlıkla , endişeyle.
tam 7 vapur bekledim ben o gün.
karşı kıyıda belki de benden daha kırgın 5 vapur bekleyen birinin varlığından habersiz.

1 hafta sonra sinirim geçince aradım onu , o daha da sinirli açtı telefonu;
orada anladık işin aslını.
güldük gülüştük.
gene barıştık
sonra gene bitti.

yıllar geçti telefonlarımız da vardı artık.
aynı iskelede buluştuk gene .
gene başladı ,gene bitti.

yıllar geçti. 2 sene önce düğün davetiyesi geldi elime.

tebessüm ettim ve düşündüm yıllar öncesi aklıma geldi.
bir sevgilinin telaşı yaklaşık 1 paket kısa camel a denk geliyordu.
istem dışı dedim ki;

hayat ne tuhaf vapurlar filan.


'Ne güzelde anlatılmış.Ekşisözlük'te denk geldim geleneksel pazar günü kulağım Yetenek Sizsiniz,gözlerim ekşi sözlük oturmasında...Artık hoşuma giden şeyler oldukça paylaşacağım burada ekşi sözlükten alıntılayarak...

Eskişehir - Galatasaray TSL Maç Öncesi!


İkinci senem Eskişehir'de,nasip olmamıştı gitmek hiç Eskişehir Spor'un mabedine...Bu haftaki maçın takımım Galatasaray ile olması da cezbetti.Hemen koştum bilet almaya.Geçen senelere nazaran düşük tutmuşlar 'Galatasaray' maçı biletini.35 Lira verdim aldım biletimi.Yarında tribündeki yerimi alacağım Eskişehirspor'lu taraftarların arasında.İlk yarı ASY'de çıkan olaylar aklımı karıştırmadı değil ancak gitmek istediğim için engel olmadı pek tabi...Eskişehirspor taraftarlarıyla beraber izleyeceğim maçı zevk almak maksadıyla.Şarkılarla,atkılarla,ıslıklarla,sevinciyle hüznüyle...Kalbim Galatasaray kazansın diyor,Aklım beraberlik diyor...Bekleyip göreceğiz.Yarın fotoğraflarla koyarım maçı,atmosferi.Kalın sağlıcakla o zamana kadar.

Cumartesi, Mart 06, 2010

TÜRKÜN DÜNYAYLA İMTİHANI


Dünya dün itibariyle bir çok kişinin ifadesiyle bir komedi izledi.Hemde yaşanan bu olay dünyada süper güç olarak gösterilen, ve gerçekten yakın zamana kadar tek başına olayları yönetebilme gücüne sahip ABD'de yaşandı.Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi üzerine hiçde görev olmayan,ancak iç siyasetteki kaygılardan ötürü Tarihi olayları yargılama gibi bir role soyundu.Peki bir çok platformda birlikte olup. birlikte hareket ettiği; ortaklıklarını stratejik işbirliği diye tanımlayan ve geçmişten bugüne köklü ilişkilere sahip olduğu Türkiye'nin aleyhinde böyle bir kararı almaya iten neden neydi?

Aslında bu tabloya pek yabancı değiliz.Her yıl bu tasarı Amerika'da oylanır ve bizlerde tüm imkanlarımızla, hem kendi lobimizle hem de çoğu kez Yahudi lobisiyle işbirliği yaparak bu tasarıyı engellemeye çalışırız.Fakat bu yıl basınada yansıdığı gibi İsrail ile olan gerilimlerden ötürü Yahudi lobisiyle sağlıklı ilişki kuramadığımız söyleniyor.Her ne olursa olsun, bu millet her yıl bu çileyi çekmek zorunda değil, hele tarihi olayların tarihciler tarafından değilde belkide daha 1915 yılında olanlarla alakalı hiç bir fikri olmayan binlerce kilometre uzaklardaki, bir takım insanlar tarafından yargılanması hiç kabul edilemez.Kaldı ki bizleri suçlayanların kendi tarihinden bi haber olduğu apaçık ortada.Yine Cumhurbaşkanımız'ın ifadesiyle "Üzerinde 3 dakika konuşamayacak olan vizyonsuz siyasetçilerle karşı karşıyayız." açıklaması aslında yaşanan haksız suçlamayı gözler önüne seriyor.

Tasarı 22'ye karşı 23 oyla kabul edildi.Yani bir oy evet değilde hayır olsaydı tarih doğru mu değerlendirilmiş olacaktı?Kimsenin kimseyi kandırmaya hakkı yok.Fakat yine de yaşananlar karşısında bir aynaya bakmamız gerektiği kanısındayım.Kendimizi o kadar yanlış tanıtmışız ki "Ani tepkiler veren, ancak reaksiyonları kısa sürede sönüp vermiş olduğu kararların arkasında durmayan" bir ülke profili oluşturmuşuz.Ve Amerikalılar "Nasıl olsa Türkler her şeyi unutur." diye düşünüyor olmalılar.

Ermenistan ile yapılan protokoller her iki mecliste de görüşülmek üzere sıradalar.Ancak bu karar zaten çok zor ilerleyen Türkiye-Ermenistan normalleşme sürecini sekteye uğratacağa benziyor.Her ne kadar Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun Türkiye'nin hiç bir zaman baskı altında karar almadığını ve almayacağını kararlı bir şekilde söyledikten sonra Ermenistan'la olan sürecin her şeye rağmen sürdürüleceğini söylemesi belkide Türkiye'nin bölgede barışı ne kadar çok istediğinin en büyük göstergelerindendi.

Herkes bu tasarıyla ABD'nin, protokollerin kabulü için baskı oluşturmak istediği yönünde görüş belirtirken; aslında onların istediği protokollerin onayı değil.Çünkü bölgede yaşanacak iyi gelişmeler Türkiye başta olmak üzere Orta Doğu'ya pozitif yönde sirayet edecek ve bundanda en çok çatışmadan,kargaşadan beslenenler rahatsız olacak.Diasporanın etkinliği sözde soykırım üzerine kurulu olduğundan tabiiki onlarada bölgede normalleşmenin her zaman karşısında olacaklardır.

Türkiye son yaşanan olaylardan ötürü sergilemiş olduğu dengeli ve kararlı yolu takip etmeli ve tüm dünyaya Türkün kararlılığını göstermelidir.Ve bizi tarihimizle suçlayanlara belkide kendi kanlı tarihlerini hatırlatarak ilacı önce kendi kel kafalarna sürmeleri tavsiye edilmeli.

Çok zor bir süreçten geçtiğimiz açık.İçeride Tekel işçileri, yargı, soruşturmlar derken şimdide dışarıda sözde Ermeni soykırımı ve beraberinde PKK'nın Avrupa yapılanmasına yapılan baskınlar ve bunun yansıdığı gerilimler.Türki'ye bu zor sınavıda vererek daha güçlü çıkacağına olan güvenim tam.Ve bu olaylar sonucunda eksen kayması da beraberinde gerçekleşirse hiç şaşırmamamız gerektiği kanısındayım.Saygılar.